İYİ Parti’nin 14 Mayıs iddiası: 80 milletvekili altı şaşırtır, 90 üzeri sevindirir

ANKARA – Türkiye siyasetinin yakın dönemi kritik toplantılar, bir kısmı kamuoyuna yansıyan krizler, seçim sonrası için hazırlanan ortak metinler ve ortak cumhurbaşkanı adayı tartışmalarıyla geçti. Seçim takviminin kesinleştiği süreçte milletvekili seçimine hangi formüllerle girileceği ise en önemli gündem maddesi olarak dikkat çekiyor.

Bir yıl boyunca kamuoyunun yakından takip ettiği altı partiden oluşan Millet İttifakı, meşakkatli bir sürecin sonunda seçim startını verdi. Bu bir yılın en yakın tanıklarından İYİ Parti Kalkınma Politikaları Başkanı Ümit Özlale, seçime giden süreçte ittifaka ilişkin soru işaretlerine, İYİ Parti’ye yönelik eleştirilere, Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhalefete dönük tavrına dair sorularımızı yanıtladı.

‘CHP İLE ORTAK LİSTE GÖRÜŞMELERİ SÜRÜYOR’

Millet İttifakı’nın parlamento seçimine hangi formülle gideceği kamuoyu tarafından merak ediliyor. Bildiğimiz kadarıyla ortak liste formülüne sınırlı bir şekilde kapıları açtınız. Bu kararınızın ittifakın parlamentoya taşıyacağı milletvekili sayısını olumsuz etkileyeceği yorumları yapılıyor. Bu yorumlara ilişkin değerlendirmeniz ne olur?

CHP ile süren görüşmeler var. İki partinin ortak listeyle girmesi halinde ekstradan milletvekili çıkartabileceğimiz bazı küçük şehirlerde mutlaka CHP ile ortaklık yapacağız. Herhangi bir problem olacağını zannetmiyorum. İttifakın diğer dört partisinin de CHP ile görüştüğünü biliyorum.

‘CHP İLE DİĞER 4 PARTİNİN YAPACAĞI ORTAKLIĞA KARIŞAMAM, BİLGİM YOK’

“Sınırlı sayıda ilde ortak liste ile seçime girmek ve bütünlük sağlamamak, Meclis’teki milletvekili sayısını azaltacaktır” endişesi var. Böyle olacak mı? Neden az sayıda ilde CHP ile ortaklaşma tercih ediliyor?

Diğer partiler CHP ile daha fazla ilde ortaklaşabilirler. CHP’nin Demokrat Parti, SAADET, Gelecek Partisi ya da DEVA ile yapacağı ortaklığın yapısına ben karışamam, çok da bilgim yok. Onlar birçok ilde bu ortaklığı yapabilirler. Ama biz bugün CHP’nin genel başkanını cumhurbaşkanı adayı olarak seçiyoruz. Ana muhalefet partisinin lideri ve CHP bizden daha fazla milletvekili kazanacak. Dolayısıyla CHP’nin bu dört parti ile milletvekilliği adaylık tartışması ve ortak listeyi sürdürmesi bence daha doğru olur. Biz CHP’ye oranla daha az oya sahip olduğumuz için CHP ile ortaklaşıp daha fazla milletvekili çıkartacağımız illere yoğunlaşıyoruz. Diğer dört partinin güçlü olduğu yerleri CHP ile tartışıp onun üzerinden gitmesini tercih ediyoruz.

‘DİĞER DÖRT PARTİNİN CHP İLE LİSTE MÜZAKERESİNDE BİZ TARAF OLMAK İSTEMİYORUZ’

İYİ Parti’nin bu senaryonun dışında kalması iddia edildiği gibi ittifak senaryosunun gerçekleşmemesine neden olur mu?

Biz CHP ile ortak illerde ortak aday çıkartacağız. Kapıları tamamen kapatmadık. CHP dedi ki, ‘Bak bu kadar il var’. Bu illerde ortak adayla çıkarsak biz daha fazla milletvekili çıkartıyoruz. Burada da iş birliği içerisindeyiz. Diğer dört partinin CHP ile olan liste müzakeresinde biz bir taraf olmak istemiyoruz.

CHP ile ortaklaşılan il sayısının 9 olduğu konuşuluyor. Sayı netleşti mi?

Ben biraz daha fazla oldu diye duymuştum. Ama net bilgim yok. Büyük illerde bir ortak liste çıkmayacak, daha yoğunlaşacağımız daha küçük iller olacak.

‘80 İLE 100 MİLLETVEKİLİ ARASINI HEDEFLİYORUZ’

İYİ Parti olarak seçim sonucuna dair hedefiniz ne? Kaç milletvekilini Meclis’e taşıyacağınızı düşünüyorsunuz?

80 ile 100 milletvekili arasını hedeflediğimizi söyleyebiliriz. 80’in altı şaşırtır, 90’ın üzeri sevindirir. 6 Mart’tan (Meral Akşener’in Millet İttifakı toplantısına tekrar katıldığı gün) sonra oylarımızda tekrar artış olmaya başladı. Siyaset normale dönmeye başlayınca insanlar 2-6 Mart arasındaki süreci daha iyi anlamaya başlayınca, belediye başkanlarıyla güçlendirilmiş formülün sahada etkisini görmeye başlayınca oyumuz artmaya başladı.

‘YAVUZ’UN AÇIKLAMALARI PARTİYE YARAR SAĞLAMADI’

Yavuz Ağıralioğlu’nun Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermeyeceğini söylemesine ilişkin değerlendirmenizi daha önce yaptınız ve “Keşke aile içinde kalsaydı” dediniz. Sonrasında istifa geldi. Ağıralioğlu’nun istifasını nasıl değerlendirirsiniz?

İlk önce Yavuz Ağıralioğlu’nu anlatayım. Kendisine ‘Yavuz’ dediğim için röportajda da ‘Yavuz’ demeyi tercih ederim. Yavuz benimle farklı siyasi görüşlere sahip, hayata bakışımız farklıydı. Fakat ben Yavuz’la partide sık sık fikir alışverişinde bulunuyordum, fikirlerimizi çarpıştırıyorduk. Bazen gülüyorduk, bazen anlaşamıyorduk ama partide benim sohbetimin olduğu biriydi. O yüzden katıldığım televizyon programında ‘Ben ondan razıyım’ dedim. Bu benim Yavuz’la ilgili, bir arkadaşı olarak pozitif düşüncelerim. Ama bence yaptığı açıklamalar partinin hiçbir şekilde görüşünü yansıtmadığı için partiye de yarar sağlamadı. O bakımdan ben, “Bu eleştirilerini keşke aile içerisinde söyleseydi. Partiyi hiçbir şekilde bağlamayan, üzen açıklamalar yapmasaydı” dedim.

‘KEMAL BEY’İN HDP’Yİ ZİYARETİ PARTİDE HERHANGİ BİR HUZURSUZLUK YARATMADI’

Ağıralioğlu’nu istifaya götüren süreç Cumhurbaşkanı adayınız Kılıçdaroğlu’nun HDP’yi ziyaretiyle hızlandı. Partinizde bu ziyarete hala tepki gösterenler var mı? Bu konuya ilişkin parti olarak tutumunuz nedir?

Ziyarete tepki gösteren yoktu. Yavuz’da bir rahatsızlık yarattı ama partide bir rahatsızlık yaratmadı. Biz Ortak Politikalar Mutabakat Metni hazırladık. Anayasa değişikliği önerisi hazırladık. Bütün bunların altına altı siyasi partinin genel başkanı imza attı. Dolayısıyla kendini bağladı. Bu olduktan sonra, bu mutabakat metni imzaladıktan sonra bizim seçeceğimiz cumhurbaşkanı adayı HDP’yi de ziyaret edecek AK Parti’yi de ziyaret edecek, MHP seçmeninden de Vatan Partisi seçmeninden de oy isteyecek. Oy isterken de o mutabakat metni doğrultusunda oy isteyecek. Kendisini bağlayan metnin dışına çıkıp bir şey vaat etmeyecek. Siyasi parti liderleri o metni imzaladı ve dedi ki; Türkiye’deki her seçmenden, buna HDP seçmeni de dahil, gidip oy isteyeceksin. Bundan daha doğal bir şey yok. Kemal Bey de Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı seçildikten sonra diğer partileri ziyaret ettiği gibi HDP’yi de ziyaret etti. Bu partide herhangi bir huzursuzluk, tedirginlik yaratmadı.

İktidara gelmeniz halinde bakanlık ve bürokraside nasıl bir dağılım olacağı belki de en çok merak edilen konulardan. Twitter’da bazı isimler önerilmeye bile başlandı. Finans Profesörü Özgür Demirtaş, görevden alınan Merkez Bankası’nın eski baş ekonomisti Hakan Kara’nın Merkez Bankası Başkanı olmasını önerdi. Bu ve benzeri önerileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özgür Demirtaş da Hakan Kara da benim çeyrek asırlık arkadaşlarım ve ikisini de çok severim. Tabii sosyal medyada insanlar isimler önerecektir. Hakan Kara da fazlasıyla kalifiye bir isim ve makamı fazlasıyla hak ediyor. Ben de Hakan’ın bilgisinden, donanımından, Merkez Bankası geçmişinden dolayı Özgür’ün düşüncelerini anlayabiliyorum. Bununla beraber şu an isim konuşulmasının çok doğru olmadığını düşünenlerdenim. Üst düzey bürokrasi ve bakanlıkların nasıl paylaşılacağı, o bakanların kim olacağı seçim gecesi, 14 Mayıs’tan sonra belli olacaktır. O siyasi partilerin sandıkta aldıkları oyların ölçüsünde bizim koalisyon hükümetimizin yapısı şekillenecektir. ‘Kim kaç bakanlık alacak’ diye soruluyor. Burada bence çok iyi bir kriter var, seçim. Üst düzey bürokrasi için de aynısı geçerli. Bugün ekonomi yönetimi hangi partiye verilirse o partilerle kamu yönetiminin başında olacak bakanlar daha rahat çalışabilecekleri bir üst yönetimi, Merkez Bankası ya da BDDK Başkanını cumhurbaşkanımıza önereceklerdir. Cumhurbaşkanı da onları dinleyip doğru bir adayla gelecektir. Tabii burada anahtar bakanlıklar var, stratejik bakanlıklar var. Burada o partinin alacağı oy ve çıkaracağı milletvekili ölçüsünde dağıtılacaktır. Hiç kimsenin itiraz etmediği ve sandıktan çıkan sonuçlara göre bakanlıkların dağıtılacağı bir 15 Mayıs Pazartesi yaşayacağımızı düşünüyorum.

‘BİZDEN ÖNCE BAŞLATILAN DOĞRU ADIMLARI DEVAM ETTİRECEĞİZ’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hemen her konuşmasında bir müjde açıklıyor. EYT’den, emekli maaşına zamma kadar atılan bu adımları nasıl değerlendirirsiniz? Tüm bunların ekonomiye etkisi nasıl olur?

Bazılarının ağır yükler oluşturabileceğini düşünüyorum. Tayyip Erdoğan bizi şaşırtmayan bir seçim ekonomisi izliyor. Daha önce karşı olduğu, ‘Ben burada olduğum müddetçe hayatta çıkartmam’ dediği EYT’yi çıkardı. Emeklilerin neredeyse canına ot tıkamıştı ve bununla övünüyordu. Son birkaç ayda ondan da vazgeçti. Dolayısıyla bazı adımları olumlu buluyorum. Bazı seçim ekonomisi adımlarını ise çok göstermelik buluyorum. Oradan oraya temel taşımaya başladılar. Ufacık bir alana beton döküyorlar, döktükleri beton orada kalıyor. Bunun çok temel bir sebebi var. ‘Bunları biz tamamlayacağız, bize oy verin’. Ben seçmenin bu kandırmacalara çok prim vermeyeceğini düşünenlerdenim. Her seferinde, ‘Bizim olumlu adımlarımızı Millet İttifakı gelince kesecek, baltalayacak’ diyorlar. Yok öyle bir şey. Neden yapalım ki? Bizden önce başlatılan doğru adımları devam ettireceğiz. Bunların başında savunma sanayi geliyor. Savunma sanayinde şu ana kadar yapılan olumlu projeleri devam ettireceğiz.

Bu havanın estirilmesi Tayyip Erdoğan’ın tutunduğu son dal. Bizi şeytanlaştırarak, Millet İttifakı içerisinde olmayan diğer partileri şeytanlaştırarak, ötekileştirerek, insanlara korku ve öfke üzerinden bir seçim atmosferi sunuyor. Seçime giderken seçmeni hareketlendiren üç duygu var. Öfke, korku ve umut. Tayyip Erdoğan çoktan beri umut veremeyen bir lider. O yüzden de çok uzun zamandan beri bütün seçimi korku ve öfke üzerinden götürüyor. Çok öfkeli. Bu öfke bazen terbiye sınırlarını aşan açıklamalara kadar gidebiliyor.

‘NASIL BİR ENKAZ DEVRALACAĞIMIZI BİLE BİLMİYORUZ’

Cevabınızın iki ayağı oldu. İlk kısmına geri dönecek olursak; kazanırsanız, seçimden sonra ekonomik bir ‘enkaz’ devralacağınız yorumları var. Bununla nasıl baş edeceksiniz?

Nasıl bir enkaz devralacağımızı bile bilmiyoruz. Çünkü çok büyük bir kurumsal erozyon var. Kamu harcamalarında, maliye politikasında şeffaflık kriteri çoktandır göz ardı ediliyor. Biz şu anda kamu bankalarının taşıdığı riskleri sadece tahmin edebiliyoruz, bilemiyoruz. Mesela Merkez Bankası’nın uluslararası denetim kriterlerine göre bilançosu ortaya çıktı dün ve korkunç bir bilanço ile karşılaştık. Milyarlarca lira zarar eden, çok riskli durumda olan bir Merkez Bankası ile karşılaştık.

Bunun için ilk önce Hasar Tespit Komisyonu ile enkazın boyutunu anlamaya çalışacağız. Varlık Fonu dediğimiz, Sayıştay denetimine tabi olmayan, Tayip Erdoğan’ın patronu olduğu bir küçük, orta ölçekli işletme gibi yürüttüğü devasa bir fon var. Bu fonun hangi operasyonlara imza attığını, hangi faaliyetlerde bulunduğunu biz bilmiyoruz. O yüzden önce enkaz devralacağız ama ne kadarlık enkaz devralacağız bilmiyoruz.

‘ENKAZ BÜYÜK AMA ONU ANCAK BİZ KALDIRABİLİRİZ’

Öte yandan umutlu da olmak lazım. Bizim ekiplerimiz her konuda, her alanda detaylı, somut proje ve adımlar ortaya çıkardı. Daha birinci günden itibaren kurumların yapısının güçlendirilmesinden tutun hayat pahalılığını sona erdirecek para politikasına kadar; yardıma ihtiyacı olan kişinin beyanda bulunmadığı, devletin onu tespit ettiği bir sosyal yardım mekanizmasına kadar çok geniş alanda ne yapacağını bilen bir ittifak var. O bakımdan evet, enkaz büyük ama onu ancak biz kaldırabiliriz.

‘ERDOĞAN KÜRT OLMANIN SUÇ SAYILDIĞI BİR PROPAGANDA YÜRÜTECEK’

Cevabınızın ikinci kısmı, öfke ve korku ile beslenen bir lider olduğunu söylediniz. Seçime giden süreçte bu tutum devam edecek mi sizce?

Bence çok benzer bir şey yapacak. 21. Yüzyılın Türkiye’sinde ülkeyi tekrar ayrıştırarak, insanları, toplumu ötekileştirerek, sekülerlik – muhafazakarlık üzerinden yürütecek seçim propagandasını. Bir taraftan da Kürt olmanın suç sayıldığı bir propaganda yürütecek. Bir korku iklimi yaratacak. İnsanların birbirlerine görüşünden, kimliğinden dolayı öfke duymasını sağlayacak bir propaganda yürütecek. Tayyip Erdoğan’ın muhalefete son bir senede yaptığı eleştirilere baktığınızda da aynı şeyleri görüyorsunuz. Sekülerlik – muhafazakarlık ekseninde ya da etnik kimlik ekseninde çok kirli bir siyaset dili ile hareket ediyor.

‘ERDOĞAN, KENDİSİNE BUGÜNE KADAR KOŞULSUZ DESTEK VEREN KADINLARI DA KARŞISINA ALDI’

Bunlar dışında bu öfke ve korku iklimine başka bir şey daha ekledi; kadınlara bakış açısı. Kendisi için yanlış bir adımdı. Milli Görüş hareketinin en önemli dayanaklarından biri siyasete giren kadınlardı. Milli Görüş muhafazakar kadınları siyaset alanına davet eden ve bunun üzerinden çok önemli bir halk desteği bulan bir hareketti. AK Parti de bu görüşü devam ettirdi. AK Parti’nin ana omurgalarından bir tanesi siyasete giren muhafazakar kadınlardı. Son dönemde İstanbul Sözleşmesinden çıkılması, 6284 üzerinden yapılan tartışmalar, ittifaka davet edilen Yeniden Refah Partisi ve HÜDA-Par’ın 6284 başta olmak üzere ciddi itirazlarda bulunması ve AK Parti’nin buna ‘hayır’ dememesi AK Parti’ye en büyük desteği veren kadınları da rencide etti. Bunların içinde çok önemli milletvekilleri var, bakan var. Bizzat Sayın Erdoğan’ın kızının kurduğu KADEM var. O yüzden Tayyip Erdoğan kendisine bugüne kadar koşulsuz ve en büyük desteği veren kadınları da en sonunda karşısına aldı. Bu siyaseten çok yanlış bir adım. Ama Tayyip Erdoğan’ın gerçek yüzünü göstermesi açısından da önemli bir adım.

Millet İttifakı’nın Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ni açıkladığı gün İstanbul Sözleşmesi’ne atıf yapmanız hem takdir edilmiş hem de ittifakın ‘tartışmalı’ başlıklarından olduğu için gündeme getirmeniz eleştirilmişti. Biraz önce yaptığınız değerlendirmeler ışığında o günkü çıkışınız sizin açınızdan daha anlamlı hale geldi mi?

Anlamlı kılıyor, evet. Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nde de Cumhurbaşkanı tarafından çıkılan sözleşmelere yeniden girileceği yönünde bir madde var. O maddenin altını çizdim o toplantıda. Eleştiriden çok daha fazla takdir aldım.

‘BUGÜN YÜZDE 0,5’LİK OYA BİLE MUHTAÇ BİR ERDOĞAN GÖRÜYORUZ’

Bir şey daha söyleyeyim; HÜDA-Par zaten geçmiş seçimlerde de Sayın Erdoğan’ı destekliyordu. Eskiden açık bir şekilde destekleyen ama ittifak içinde yer almayan HÜDA-Par’ı niye ittifak içine aldı? Çünkü bugün yüzde 0,5’lik oya bile muhtaç bir Erdoğan görüyoruz. O bakımdan HÜDA-Par’ı logosuyla beraber Cumhur İttifakı’nın içine sokacak bir siyasi çaresizlik içinde.

ERDOĞAN’IN AKŞENER’E YÖNELİK SÖZLERİ: ERDOĞAN’A ÇOK YAKIŞIYOR AMA BU ÜLKENİN CUMHURBAŞKANINA YAKIŞMIYOR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı televizyon programında Genel Başkanınız Meral Akşener’e seslenerek “Beni kendinle uğraştırma” dedi. Nasıl değerlendirirsiniz?

O cümlelerde tehdit var, öfke var, korkutma var. Bahsettiğimiz Erdoğan. Kendisine yakışan ama bu ülkenin cumhurbaşkanına yakışmayan ifadeler. O ifadeler AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’a çok yakışıyor ama bu ülkenin cumhurbaşkanına yakışmıyor. Bu ifadeleri önümüzdeki 1 buçuk ay içinde görmeye devam edeceğiz.

‘AK PARTİ VE MHP, İYİ PARTİ’DEN ÇOK KORKUYOR’

Tayyip Erdoğan ve MHP’nin en fazla rahatsız olduğu parti İYİ Parti. Erdoğan bizi dönem dönem öfke dolu bir dille böyle tehdit ediyor. Bunun arkasında şöyle bir temel sebep var; AK Parti ve MHP, İYİ Parti’den çok korkuyor. İYİ Parti’nin merkeze gelip AK Parti ve MHP’de park etmiş oyları rahatlıkla alabilecek bir parti olduğunu biliyor. O yüzden bizimle çok uğraşıyorlar. Doğru yolda olduğumuzu da gösteriyor.

‘KENDİMİZİ DAHA İYİ ANLATMAMIZ GEREKEN ALANLARDAN BİRİ…’

Cumhur İttifakı’nın bir rahatsızlığı da İYİ Parti’nin Cumhur İttifakı’nın yanında değil karşısında olması mı? Bu soruyu 2-6 Mart arasında Millet İttifakı’nda yaşanan gerilimin Cumhur İttifakı’na fayda sağlayacağı yorumlarını ve eleştirilerini de akılda tutarak yanıtlayabilir misiniz?

Cumhur İttifakı’nın en büyük rahatsızlığı bu, bizim yanlarında olmayışımız. 2- 6 Mart arasında sert müzakereler yaşandı. Bizim kendimizi daha iyi anlatmamız gereken alanlardan bir tanesi de bu, Cumhur İttifakı’nın bir unsuru olmayacağız, hiçbir zaman olmayacağız. Hele orada Yeniden Refah Partisi, HÜDA PAR varken, toplumun ivedilikle beklediği Sinan Ateş cinayeti onlar tarafından çözülmemişken, Tayyip Erdoğan’ın öfke ve nefret dili devam ederken biz zaten hiçbir zaman Cumhur İttifakı’nın parçası olmadık.

‘CUMHUR İTTİFAKI DA MİLLET İTTİFAKI DA RAHAT OLSUN, BİZİM YERİMİZ BELLİ’

Biz Millet İttifakı’nın kurucu unsuruyuz. Kurucu unsuru olduğumuz için ve Millet İttifakı’nın daha yüksek oy alması için sert müzakereler de yapabiliyoruz. Oranın belki de en güçlü halkası İYİ Parti. Diğer partilerin rahatlıkla ulaşamadığı bir tabana en rahat İYİ Parti ulaşıyor. Cumhur İttifakı da Millet İttifakı da rahat olsun bizim yerimiz belli.

‘MHP, AK PARTİ’NİN İÇERİSİNDE SEÇİME GİRECEK KADAR KÖKSÜZ BİR PARTİ DEĞİL’

MHP lideri Devlet Bahçeli ortak listede yer almama kararı aldı. Bunu Cumhur İttifakı’nda çatlak olarak değerlendirenlerin yanı sıra MHP’nin hedefinin “İYİ Parti seçmeninin oyunu almak olduğu” değerlendirmeleri yapıldı. Hedef siz misiniz yoksa çatlak mı var?

Ben bu beklentinin çok yersiz olduğunu, çok fazla temeli olmadığını düşünüyorum. Ama bence MHP doğrusunu yaptı. Milliyetçi Hareket Partisi, AK Parti’den çok önce kurulan, bu ülkede çok önemli bir tabanı temsil eden bir parti. Kendi amblemleriyle kendi seçmenin karşısına çıkmasının ben Milliyetçi Hareket Partisi’nin gelenekleriyle, tarihiyle, hitap ettiği toplumla çok uyumlu olduğunu düşünüyorum. Milliyetçi Hareket Partisi 3 hilalli amblemini Cumhur İttifakı’nın seçmen pusulasına koyarak bence doğrusunu yaptı. MHP’ye baktığınızda, geçmişi cumhuriyet kadar eski bir görüşü temsil ediyor. AK Parti’nin içerisinde seçime girecek kadar köksüz bir parti değil. O bakımdan ben MHP’nin bu tavrını doğru buluyorum. Oy eksilebilir onu bilemem. Son gelişmelerden sonra bizden asla MHP’ye oy gitmez. Başka partilerden gider ama bizden gitmez.

‘CUMHURİYETİN 100’ÜNCÜ İZMİR’İ PARLAMENTODA TEMSİL ETME FİKRİ BENİ ÇOK HEYECANLANDIRIYOR’

Sizin İzmir’den milletvekili aday adayı olduğunuzu biliyoruz. Bu yürütmede olmayacağınız anlamına da geliyor. Neden bu yönde bir tercihte bulundunuz?

İzmir’in yeri benim için çok farklı. Benim memleketim, büyüdüğüm yer. Her sokağında anımın olduğu yer. O yüzden cumhuriyetin 100’üncü yılında İzmir’i Meclis’te temsil etme fikri, hayali çok baskın geldi benim için. Ortak mutabakat metnine çok katkı veren partililerden biriyim. Partinin kalkınma programını hazırlıyorum, seçim beyannamesine katkı sunuyorum. Bunlar yine devam eder. Benim milletvekili seçilmem kabineye destek olmamam anlamına gelmiyor. Her zamankinden daha fazla destek olurum. Ama işin bir de duygusal tarafı var. Cumhuriyetin 100’üncü yılında doğduğum ve çok sevdiğim şehri parlamentoda temsil etme fikri beni çok heyecanlandırıyor. O yüzden böyle bir karar verdim. Genel başkanımız da anlayışla karşıladı ve ben de milletvekili aday adayıyım. Yarın da İzmir’e gideceğim ve eş dostu göreceğim. Sonra da seçim çalışmalarına başlayacağız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir