ABD’li büyükelçi ‘durum çok tehlikeli’ diyerek itiraf etti: Erdoğan ile ilişkiye mecburuz

Ankara-Washington ilişkilerinin seyri, uluslararası diplomaside en çok merak edilen konular arasında bulunuyor. Terör örgütleri PKK/YPG-FETÖ destekçisi Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasında yıllardır sürmekte olan gerilimlerin yeni dönemde nüksetmesi beklenirken, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi

James Jeffrey

iki ülke arasındaki sorunlara ilişkin çarpıcı bir makale kaleme aldı.

Joe Biden yönetiminin mevcut problemlere rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilişki kurmaya mecbur olduğunu ifade eden Jeffrey, “Küresel durum o kadar tehlikeli ve Türkiye o kadar önemli ki, Biden yönetimi, özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’la doğrudan ilişki kurmak zorunda” ifadesini kullandı.

Erdoğan’la temasın Amerika için ‘en önemli ama en zor adım’ olacağını belirten Jeffrey, giderek daha fazla Amerikan karşıtı haline gelen Türklerin bunda haklı sebepleri bulunduğunu kaydetti.

Wilson Center adlı düşünce kuruluşunda Ortadoğu Programı Başkanı olarak görev yapan James Jeffrey, kurum sitesinde yayınlanan analizinde

“Erdoğan’ın Seçim Zaferinden Sonra Türkiye-Batı İlişkileri: Etkileşime Girin, Anlayın, Üstesinden Gelin”

başlığını kullanarak şunları kaydetti:

Türkler tarihi bir üçüncü dönem için Erdoğan’ı cumhurbaşkanı seçti. Liderliği muhtemelen Batı’yı kızdırmaya devam edecek ancak Washington Türkiye’nin yakın çevresindeki endişelerini anlamaya çalışırsa ilişkilerdeki gerilimi aşacaktır.

Zorlu bir rekabetten sonra Erdoğan’ın benzeri görülmemiş galibiyeti, muhtemelen Türkiye’nin Batı tarafında bir diken olarak kalmasına kapı araladı ancak G-20 büyüklüğündeki güçlü ekonomisi, diplomasideki uzmanlığı, askeri gücü ve her şeyden önce konumu ile Türkiye bu tehlikeli dönemde kesinlikle gereklidir.

Erdoğan’la ilişki kurmak en önemli ama en zor adım. Çoğu Türk gibi o da son 20 yılda Amerika ve Avrupa’ya karşı bir dereceye kadar haklı bir kızgınlık besliyor. Ancak birçok Türk’ün aksine Erdoğan, kültürel ve duygusal açıdan Batı yanlısı olmaktan çok Batı’ya karşıdır. Fakat iyi haber şu ki karşılıklı işbirliği şart.

Washington ve Brüksel, karşılıklı uyum istiyor, ki bu Erdoğan’ın pek iyi yapmadığı bir şey. Bununla birlikte küresel durum o kadar tehlikeli ve Türkiye o kadar önemli ki, Biden yönetimi, özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisiyle yakın ilişki kurmak zorunda. Biden’ın 30 Mayıs’ta Erdoğan’ı araması önemli bir ilk adımdı.

S-400’ten vazgeçin ısrarı yersiz

Etkileşim gerekli ama sorunları çözmek için yeterli değil. Türkiye, yakın çevresindeki politikalara yaklaşımlarından ötürü yıllardır Washington ve AB ile çatışma halinde. Gerilimleri çözmek ve hatta yönetmek, Türkiye’de ve Batı’da yerleşik zihniyetler tarafından engelleniyor.

Türkiye 2020’den beri kuzeybatı Suriye, Libya, Kafkaslar ve en önemlisi Ukrayna’da Rusya’ya karşı yürüttüğü eylemlerde görüldüğü gibi, Rus yayılmacılığına varoluşsal olarak karşıdır. Ancak Türkiye’nin Moskova’yı yönetme konusunda son derece dikkatli olmayı gerektiren kritik çıkarları vardır. Rusya ile karşılıklı ticareti 60 milyar doların üzerinde; ABD ile olanın iki katı. Ayrıca Türkiye gaz ithalatının yüzde 50’sini Rusya’dan yapıyor.

Türkiye’nin Rusya’ya NATO yaptırımları uygulamasını veya S-400 alımını tersine çevirmesini talep etmeyi sürdürmek, çok az bir kazanç için sürekli baş ağrısı yaratacaktır.

İlişkilerdeki en zorlu mesele

Türkiye ile ABD arasındaki en zorlu mesele PKK’dır. Türkiye’deki büyük Kürt nüfusun çoğu ülke çapına dağılmış ve nüfusun geri kalanıyla bütünleşmiş durumda. PKK ayrılıkçılık hedefinde başarılı olamadı. PKK’nın Irak-Suriye hattında militanları bulunuyor ve bu da gerilimi artırıyor. ABD’nin aynı zamanda PKK’yı terör örgütü olarak görmesi biraz ironik.

Bu konudaki asıl değişim, ABD’nin PKK’nın Suriye kolu YPG’yi SDG olarak adlandırıp IŞİD’e karşı desteklemesinden sonra geldi. Bu politika başlangıç aşamasında büyük bir sorun değildi ama çözüm süreci sonrası 2015-2016 yılında PKK’ya yönelik Türkiye’nin başlattığı operasyonlar ve örgüte karşı sert tavır her şeyi değiştirdi. Bu arada Amerika’nın 100 bin kişilik YPG kuvvetine öncülük ederek Suriye’nin yüzde 20’sini ve milyonlarca Suriyeliyi kontrol etme hırsı, Ankara-Washington hattında önemli bir gerilim yarattı.

YPG’nin Fırat’ın batısına geçmesine göz yuman Washington sonraki dönemde örgütü silahlandırmaya devam etti. PKK/YPG’nin (SDG’nin) durumu, Ankara-Şam-Washington ilişkileri belirsiz olduğu için durumu zehirlemeye devam ediyor.

O sorunlar görmezden gelinemez

Washington ve Brüksel’in Türk bakış açısını anlama yeteneği, etnik Ermeni, Yunan ve Kürt gruplardan Erdoğan karşıtı yeni muhafazakarlara, S-400 alımına sinirlenen savunma yetkililerine ve Türkiye’deki eylemlere kadar çeşitli lobilerin sistematik muhalefetiyle engelleniyor.

Türk kamuoyu ise hükümetin esnekliğini sınırlayarak çok daha Batı karşıtı haline dönüşmüş durumda. Dolayısıyla belirli konularda ilerlelme ancak Washington bu engellerin üstesinden gelebilirse sürdürülebilir.

Erdoğan’ın seçim zaferi ABD ve Türkiye’ye yeniden başlama şansı veriyor. Hızlı, en üst düzey angajmanın ötesinde Washington ve Ankara artık mümkün olan hızlı kazanımlar üzerinde çalışmalı: İsveç’in NATO’ya katılımı, F-16 satışı, Suriye’de PKK/YPG’ye saldırmazlık garantisi, Yunanlılarla sükûnet ve Antony Blinken tarafından da desteklenen Ermenistan-Azerbaycan yakınlaşması…

Daha iyi ilişkiler mümkün ama ne Ankara ne de Washington bunun önündeki engelleri görmekten imtina edemez.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir